Monthly Archives: Nisan 2013

Sabun köpüğü yazılar ve altıboş yazarlar

 

 

Ne dediği belli olmayan yazarlar (?) insanı kitap, dergi, gazete, blog okumaktan soğutuyor. Topçuların, popçuların, dizi lumpenlerinin özel yaşamları, lüks tüketim çılgınlıkları, gerzeklikleri bize kültür diye dayatılıyor.

 

Ne idüğü belirsiz, yayınlanmış bir tek bilimsel makalesi, kitabı olmayan, mesleğinde hiç bir başarı yakalayamamış köstebek gibi yaşayan insanların zamana zemine göre yazılmış şabalaklıklarını okumaktan sıkıldım.

 

Milliyet gazetesi ülkemizin saygın bir medya organıdır. Bu gazeteyi 30 yıldır hiç aksatmadan takip ediyorum. Gazetenin web sitesi de son derece nitelikli ve çok ziyaretçi çekiyor. www.milliyet.com.tr sayesinde dünyada yaşanan hiç bir gelişmeyi kaçırmıyorum.

 

Nitelikli köşe yazarları, doğru haberleri olan bu güzide gazetenin blog sayfalarını da demokrasi için mükemmel bir zemin olarak görüyorum. Ancak son zamanlarda blog’da yer alan çok okunan yazılara baktığımda içimde bir karamsarlık, umutsuzluk oluşuyor. En çok okunan yazılar bilimsel değeri olmayan fal-burç, çiçek-böcek, topçu-popçu, rüya-sihir, ruh-metafizik, yeme-içme, kilo-diyet gibi konuları içeriyor.

 

Son aylarda en çok okunan bir kaç yazarın onlarca yazısını üşenmeden gözden geçirdiğimde halkımızın ne kadar boş bilgilere yöneldiğini gördükçe ileriye yönelik iyimserliğim azalıyor.

 

Milliyet gibi kaliteli bir gazetenin blog sayfalarında yer alan yazıların seçiminde daha rafine bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

 

Ali Özdemir

Web: www.aliozdemir.net

Tlf.: 0505 220 83 85 (TC) – 0533 838 60 97 (KKTC) – 0542 885 34 78 (KKTC)

E-posta: aozdemir53@hotmail.com

KKTC

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Sabun köpüğü yazılar ve altıboş yazarlar

 

 

Ne dediği belli olmayan yazarlar (?) insanı kitap, dergi, gazete, site okumaktan soğutuyor. Topçuların, popçuların, dizi lumpenlerinin özel yaşamları, lüks tüketim çılgınlıkları, gerzeklikleri bize kültür diye dayatılıyor.

 

Ne idüğü belirsiz, yayınlanmış bir tek bilimsel makalesi, kitabı olmayan, mesleğinde hiç bir başarı yakalayamamış köstebek gibi yaşayan insanların zamana zemine göre yazılmış şabalaklıklarını okumaktan sıkıldım.

 

Nitelikli köşe yazarları, doğru haberleri olan web sitelerinin sayfalarını da demokrasi için mükemmel bir zemin olarak görüyorum. Ancak son zamanlarda bazı sitelerin çok okunan yazılarına baktığımda içimde bir karamsarlık, umutsuzluk oluşuyor. En çok okunan yazılar bilimsel değeri olmayan fal-burç, çiçek-böcek, topçu-popçu, rüya-sihir, ruh-metafizik, yeme-içme, kilo-diyet gibi konuları içeriyor.

 

Bu gidişatın sona ermesini temenni ediyorum.

 

 

Ali Özdemir

Web: www.aliozdemir.net

Tlf.: 0505 220 83 85 (TC) – 0533 838 60 97 (KKTC) – 0542 885 34 78 (KKTC)

E-posta: aozdemir53@hotmail.com

KKTC

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Hak aramada basının gücü

 

 

1990 yılında askere gidecektim. Verem Savaş Dispanserinden “veremli değildir” belgesi almam gerekiyordu. B ilindeki kuruma gittim. Kapıdaki yerden bitme her asker adayından 3 TL alıyordu. “Bu ne parası” dedim. “Fakir Hastalara Yardım Derneği’ne bağış” dedi. “Neden makbuz vermiyorsunuz?” dedim. “Akşam toptan kesiyoruz” dedi. Ben bağış yapmadan işimi hallettim. Daha sonra durumu çeşitli medya organlarına bildirdim. Milliyet gazetesi yazıya yer verdi. Valilik soruşturma açtı. Görevlilere ilgili yasaya göre yaptırım uygulandı.

 

1991 yılında S marka bir müzik seti almıştım. Ses kaydı yapmıyordu. M ilindeki yetkili servise götürdüm. 1 ay sonra arıza onarıldı dediler. Eve geldim. Arıza devam ediyordu. Yeniden servise götürdüm. Çözüm olmadı. TRT’de yayınlanan Ekonomi Dosyası programına sorunu bildirdim. Programcı Nazmi Kal derdimi dile getirdi. Ertesi gün S firmasının bölge müdürü telefonla aradı ve elimdekini geri alıp yeni bir cihaz verdiler.

 

1992 yılında ev telefonumu T ilçesinden M iline nakil ettirmek için ilgili kuruma dilekçe verdim. Aylar geçmesine rağmen boş hat yok gerekçesiyle cihazımı bağlamadılar. Sorunumu Y. A. gazetesine bildirdim. 2 gün sonra hattım bağlandı. Görevliler “Şikayetçi olmasaydınız zaten bağlayacaktık” dediler.

 

1994 yılında M ilindeki öğretmenevinde hep aynı X marka ayakkabıların satıldığını fark ettim. O kurumun müdürünü hafta sonları X marka ürünlerin satıldığı mağazada görüyordum. Konuyu sorguladım. Meğerse müdürümüz X kurumunun damadıymış. Durumu medyaya ilettim. Müdür görevden alındı.

 

1995 yılında babam Ankara İbn-i Sina Hastahanesine yattı. Ameliyatı için şimdinin parasıyla 5.000 TL tutarındaki minik bir tıbbi cihazı almamız gerektiği söylendi. Aleti aldık. Beyin ameliyatı gerçekleşmeden babam vefat etti. Cihazı firmaya geri götürdük. Alamayız dediler. H. gazetesinde yazan E.Ç’ye faks çekerek durumu bildirdim. Ertesi gün medikal firması yalvaran bir ses tonuyla bizi aradı ve aygıtı geri aldı.

 

1998 yılında babamdan kalan bir arsanın 5 mirasçıya devri için B ilinin tapu dairesine gittik. Görevli bizi 2-3 sefer “İşlemler bitmedi” diyerek geri çevirdi. En sonunda çaresiz kalarak cüz’i bir parayı zarfın içine koyup görevliye takdim ederek işlemi yaptırdık. Bizi bu duruma düşüren kurumu medyaya bildirdim. Aradan 2 ay kadar süre geçti. Yerel medyada tapu dairesinin bazı görevlilerinin tayininin çıkarıldığını okudum.     

 

2007 yılında X özel kargo firması içinde baskıya girecek olan bir kitabımın filmlerinin bulunduğu paketi Ankara’da kaybetti. Bir ay kadar onlarca e-posta, faks, telefon işlemi yapmama rağmen paket bulunamadı. Firmadan zararımı karşılamasını istedim. Beni 6-7 ay oyaladılar. Sonra durumu medyaya bildirdim. H gazetesi konuyu yayınladı. Ertesi gün X özel kargo şirketi 1500 TL tutarındaki tazminat talebimi karşıladı.

 

2013 yılının 26 Şubat günü Bolu’dan KKTC’ye X kargo firmasıyla, içinde kitap bulunan 7.3 kg’lık bir paket yollattım. Aradan 25 gün geçmesine rağmen paket teslim edilmeyince X kurumun amirlerine e-posta yolladım. Hiç geri dönen olmadı. 30 gün geçince medyaya durumu bildirdim. V gazetesinin C.A. adlı yazarı konuyu köşesine taşıdı. 1 haftadır X kurumundan 5 kez telefon geldi. Her arayan “paket ne renkti, içinde ne vardı, boyutları neydi” diye sordu. Aradan 41 gün geçmesine rağmen paketim hala bulunmadı. Kurum içi soruşturma devam ediyor. Bakalım kimlerin canı yakılacak.  

 

Sizleri sıkmamak için diğer bir kaç örneği yazmıyorum. Medyanın önemli bir organ olduğunu yaşayarak öğrendim.

    

 

Ali Özdemir

Web: www.aliozdemir.net

Tlf.: 0505 220 83 85 (TC) – 0533 838 60 97 (KKTC) – 0542 885 34 78 (KKTC)

E-posta: aozdemir53@hotmail.com

KKTC

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

“Borsa İstanbul” olmaz “İstanbul Borsası” olur

 

 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yani 1945’ten itibaren küçük Amerika olma yoluna girdik. Medyamız, evlerimiz, yemeklerimiz, kutlamalarımız, seçimlerimiz, dinimiz, siyasetimiz, ordumuz, eğitimimiz, kültürümüz, sanatımız, edebiyatımız ABD’nin normlarına göre hiza almaya başladı.

 

İngilizce dilinde yapılan eğitimi anaokulundan üniversiteye kadar yaygınlaştırdık. Dil öğrenmeyle yabancı dille eğitim yapmayı birbirine karıştırdık.

 

Tüm eğitimini İngilizce diliyle yapan nitelikli insanlarımızın beyin göçünü hızlandırdık. Yani bu toprakların yetiştirdiği pırlantaları küresel şirketler çaldı.

 

Dünyanın en nitelikli ilk 5 dili arasında yer alan Türkçe’yi İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça, Yunanca vb. gibi dillerden aldığımız köksüz sözcüklerle alabildiğine kirlettik.

 

Türkçe’yi İngilizce gibi yazma alışkanlığımız tahammül edilemez düzeylere yükseldi. Etrafımızı residence, tower, plaza, ceo, trend, megastar, turbo, ultra, size, style, emo, statüko, travma, stres, hard, soft, ipad, iphone, e-mail, bonus, maximum, airbag, ABS, mouse, keyboard, hotel, club, patisserie, barber, coiffoure, cafe, spiker, anchorman, air conditioner vb. sözcükler sardı. Kuşatıldık.

 

Dilini unutan, önemsemeyen, sahiplenmeyen ulusların yönetilmesi, yönlendirilmesi, uyutulması, köleleştirilmesi daha kolay olmaktadır.

 

Son olarak “İstanbul Borsası” olarak ifade edilmesi gereken bir kurumun adı “Borsa İstanbul” olarak sunuldu. Bu şekilde bir yazım Türkçe’nin kurallarına, ruhuna, tınısına son derece aykırıdır. Bu konuyla ilgili yaygın olarak yapılan bir kaç hatayı daha sıralayıp sözümü bağlayayım.

– Elektrik motoru olmaz. Elektrikli motor olur.

– Elektrik süpürgesi olmaz. Elektrikli süpürge olur.

– Otel Asya olmaz. Asya Oteli olur.

– Fişe tak olmaz. Fişi tak olur.    

 

Ali Özdemir

Web: www.aliozdemir.net

Tlf.: 0505 220 83 85 (TC) – 0533 838 60 97 (KKTC) – 0542 885 34 78 (KKTC)

E-posta: aozdemir53@hotmail.com

KKTC

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Niteliksiz insanları nasıl anlıyorum?

 

 

İnsan sarrafı değilim. Elimde bilimsel ölçütler de yok. Ancak vasıfsız, üretimsiz, parazit, asalak, dogmatik, fırsatçı, içi boş, yoz insanları kendi kıstaslarımı kullanarak tespit edebiliyorum.

 

Son 10 yıldır şu tip insanlardan uzak duruyorum:

 

– Türkçe’yi bozanlar, yazım kurallarına özen göstermeyenler

– Kitap, gazete, dergi okumayanlar

– Yılmaz Özdil, Melih Aşık, Özdemir İnce, Bekir Coşkun, Hasan Pulur, Nihat Genç, Emre Kongar, Erol Manisalı, Tayfun Er, Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Ümit Zileli, Mustafa Mutlu, Can Ataklı, Arslan Bulut, Mehmet Yakup Yılmaz, Cüneyt Ülsever, Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş, İhsan Eliaçık, Sabahattin Önkibar, Hulki Cevizoğlu gibi aydınları okumayanlar

– Sendikaya, derneğe, örgütlenmeye, dayanışmaya burun kıvıranlar

– Marka tutkusuna yakalanmış, sürekli olarak modayı takip edenler

– Sadece futboldan konuşan fanatikler

– Önde gelen TV kanallarının aşk-meşk, tecavüz, aldatma, hile, şiddet konulu dizilerine tutkun olanlar

– Mensup olduğu tarikatın şeyhinin söylemlerini en nitelikli fikir sananlar

– ABD’nin istediği türde müslümanlığı yaşayan dindarlar (?)

– 5 yıldızlı otelde kalıp, açık büfeden tıka basa yiyerek hac ve umre ibadeti yaptığını sananlar

– Amerikan tipi endüstriyel yani sahte gıdalarla beslenip domuz yavrusu gibi şişenler

– Türk kültürünü küçümseyen, Ermenileri kestik, Kürtleri asimile ettik diyen, AB fonlarından para alan sahte liberaller

– Evlilik, paparazzi, spor yorumu, rüya tabirleri, tekke-zaviye konulu yayınları takip edenler

– Mesleki bakımdan birikimi, becerisi, üretimi olmayanlar

– Görevini hakkıyla yapmayan, sürekli rapor alan, işe geç gelip erken çıkanlar

– Çevreyi kirleten, ürettiğinden çok tüketenler  

– Kul hakkı yiyen, emeğin payını vermeyenler

– Maganda gibi yaşayan ayılar

– Okuduğunu anlamadan sağa sola yorumlar döktüren zihinsel özürlüler

– Serdar Ortaç, Bülent Ersoy, Tarkan, Müslüm Gürses, Ebru Gündeş, Sertap Erener, Ajda Pekkan, Petek Dinçöz, Hülya Avşar gibi insanları sanatçı zannedenler

 

Ali Özdemir

Web: www.aliozdemir.net

Tlf.: 0505 220 83 85 (TC) – 0533 838 60 97 (KKTC) – 0542 885 34 78 (KKTC)

E-posta: aozdemir53@hotmail.com

KKTC

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Altına para yatıran batıyor

 

 

25 yıldır zor günlere karşılık bir miktar paramı bir kenarda tutarım. Bu süre zarfında altına hiç para yatırmadım. Sadece 2010 yılında bir bankamızın çıkardığı altına endeksli yatırım fonundan aldım. 6 ay sonra da hiç bir faydasını görmediğim için sattım.

 

Altın 2012 yılında zarar ettirdi. 2013’ün ilk 3 ayında da yüze 10’dan fazla zarar ettirdi.

 

Türkiye’deki her eve 10 kilo altın koysak yine de kalkınma, ilerleme, gelişme, üretim olmaz.  Yani altın ölü bir yatırımdır. Ülkemiz altın ihtiyacının yüzde 90’ını yurtdışından ithal etmektedir. Her yıl 10-20 milyar dolarımızı altın tekellerine sunuyoruz.

 

Dünya altın ticareti Yahudi Rothschild ailesinin elindedir. Bunlar arzı kısarak ya da artırarak fiyatları istedikleri gibi belirleyebilmektedirler.

 

Altına giden paralarımız yerli şirketlerimizin hisse senetlerine gitseydi şimdi dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alırdık.

 

Faiz haram diye altına ve dövize giden paralar bizim ekonomimizi zayıflatmaktadır. Zira altına ve dövize olan talebimiz arttıkça kendi öz paramızın değeri düşmektedir.

 

İstanbul Borsası’nda (BİST) 400 kadar şirketin hisse senedi var. Ben bunların sadece 20-30 tanesinin alınmasını tavsiye ediyorum. BİST 30 endeksine giren şirketlerin senetleri 1-10 yıllık süreçte yüzde 200-800 aranında kazanç sağlamıştır.

 

Altın alım satımında en çok kazancı perakendeci kuyumcular elde eder. Diyelim ki bilezik aldınız. 1 gün sonra satayım dediniz. Kuyumcu bunu hurda altın fiyatından satın alır. Yani çok zarar edersiniz.

 

 

Ali Özdemir

Web: www.aliozdemir.net

Tlf.: 0505 220 83 85 (TC) – 0533 838 60 97 (KKTC) – 0542 885 34 78 (KKTC)

E-posta: aozdemir53@hotmail.com

KKTC

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Altın fiyatları hala çöküyor

 

Ekonomi uzmanı olarak lanse edilenler çoğu zaman gerçekleri yazmazlar.

 

Örneğin doların, borsanın, altının ani iniş çıkış yapacağı zamanları ilk önce büyük oyuncular öğrenir. Onlar ellerini boşalttıktan sonra küçüklerin haberi olur ama iş işten geçmiştir.

 

Ekonomi üzerine yorumlar yayınlayan mecralar altının hızlıca düşeceği konusunda da gerçekleri tam olarak söylemiyorlar. Olan yine gariban halkımıza oluyor.

 

15 Nisan 2013 Pazartesi günü de altın yüzde 5.23 oranında değer kaybetti. Bu rakam bankaların bir yılda verdiği faize eşit neredeyse.

 

Daha önceki yazılarımda da altının asla ülkemiz için faydalı olmayan bir araç olduğunu dile getirdim. Benim görüşüme göre altın işinden en çok kuyumcular para kazanmaktadır.

 

Altın, ABD doları, Euro gibi enstrümanları tasarruf aracı olarak görmek ülkenin ekonomisinin batmasına yardımcı olmaktır.

 

Altını büyük oranda ithalat yoluyla başka ülkelerden satın alıyoruz. Öz kaynaklarımızı yabancılara vermiş oluyoruz. Halbuki tasarruflarımızı ekonomimizin güçlenmesini sağlayan araçlara yatırsak bir çok toplumsal sorunumuz (işsizlik, ahlaksızlık, hırsızlık vb.) kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

 

 

Ali Özdemir

Web: www.aliozdemir.net

Tlf.: 0505 220 83 85 (TC) – 0533 838 60 97 (KKTC) – 0542 885 34 78 (KKTC)

E-posta: aozdemir53@hotmail.com

KKTC

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized